Maçtan geleli çok oldu ama bazı arkadaşlara açıklama yapmaktan, laf yetiştirmekten buraya sıra ancak geldi. :)
Kadroları gördüğüm dakikadan, son dakika düdüğüne kadar maçın özeti yazdığım başlıkta gizli. Neden mi? Nedeni çok basit dostlar, yüzyılın "sözde kahini" Mustafa Denizli sizce 9 defansif oyuncu ile çıkıp içeride Fenerbahçe'yi nasıl yenebileceğini düşünür? Biri bana futbol mantalitesi uygun olarak anlatsın şunu yahu çıkamadım işin içinden. Bir de Fenerbahçe'ye bakalım. Özer, Mehmet, Emre, Alex, Guiza. 5 ofansif oyuncu az değil kardeşim 5 yahu. Demek ki teknik direktörlerden hangisi bu maçı almayı, şampiyon olmayı daha çok istemiş kadrolarda gizli.
İkincisi Fenerbahçe'mizin gol sevincini izleyin. Yedek kulübesinden, saha içindekilere ve tabii ki büyük taraftara. Herkes inanmış, herkes istiyor yenmeyi. Korkan yok, korku yok.
Normal de bu yazıda hakemden, Bilica'dan da bahsedecektim. Ama inanın ki gerek yok. Gına geldi her Fenerbahçe galibiyetinden sonra söylenen klişelerden. Bir de böyle bir analiz yapalım dedik. Gerekirse klasiğini de yaparız.
Ve son olarak;
" BU DÜNYAYI YAKARIZ, ŞAMPİYONLUK GELİNCE."
18 Nisan 2010 Pazar
10 Nisan 2010 Cumartesi
# 10 Nisan 2010 - El Clasico
Beklenen gün geldi, belki haftalardır hatta aylardır tüm dünya futbol izleyicisinin beklediği maç günü 10 Nisan. Ne olur peki? Berabere bitecek gibi geliyor bana nedense ama tek dileğim bol gollü olması.
Sizce?
Sizce?
1 Nisan 2010 Perşembe
Tanburacı Osman
Ne zamandır yazacağım hep erteliyordum, elim varmıyordu yazmaya; hatta içimden de gelmiyordu onun hakkında yazmak. İnsan eleştirmeyi pek sevmem ama hakedeni de eleştirmezsem kendime ters düştüğümü düşünürüm.
Mesela Osman Tanburacı, ben bu adamı eleştirmezsem olmaz, olamaz. Neymiş efendim spor yazarıymış, külahımı koydum ona anlatsınlar. Ne zamandan beri taraf olan kalemler spor yazarı statüsüne giriyor dostlar? Ya da benim spor yazarı diye tanımladığım olgunun tanımı farklı bazı insanlardan. Spor yazarı dediğin adam-kadın objektif olur arkadaş, tuttuğu takım için subjektif olmaz. E Osman Tanburacı taraf olmakta, subjektif olmakta bu işin ehli. Şahsi fikrim bu adam spor yazarı değil olsa olsa taraftır. Taraftar bile değildir çünkü bazen ortamı germek için yazdığı yazılarla, söylediği sözlerle holiganları bile taş çıkartmaktadır.
Son Galatasaray - Fenerbahçe maçından sonra yaptığı saçma sapan açıklamalardan sonra zaten bir çok Galatasaray'lı da onun yazılarını okumayı kesmiştir. Niye okusunlar ki? Ego tatmin etmek için mi? Onun için aracıya gerek yok.
Objektif olabilmek zor iş arkadaş, hakikaten zor.
Not: "Sen rakip takım taraftarı olarak bunu yazıyorsun kendin dediklerinle çelişmiyor musun?" diyenler olacaktır. Merak etmeyin kendi takımımın "sözde spor yazarları"nı da burada paylaşacağım diyorum o dostlara da.
Mesela Osman Tanburacı, ben bu adamı eleştirmezsem olmaz, olamaz. Neymiş efendim spor yazarıymış, külahımı koydum ona anlatsınlar. Ne zamandan beri taraf olan kalemler spor yazarı statüsüne giriyor dostlar? Ya da benim spor yazarı diye tanımladığım olgunun tanımı farklı bazı insanlardan. Spor yazarı dediğin adam-kadın objektif olur arkadaş, tuttuğu takım için subjektif olmaz. E Osman Tanburacı taraf olmakta, subjektif olmakta bu işin ehli. Şahsi fikrim bu adam spor yazarı değil olsa olsa taraftır. Taraftar bile değildir çünkü bazen ortamı germek için yazdığı yazılarla, söylediği sözlerle holiganları bile taş çıkartmaktadır.
Son Galatasaray - Fenerbahçe maçından sonra yaptığı saçma sapan açıklamalardan sonra zaten bir çok Galatasaray'lı da onun yazılarını okumayı kesmiştir. Niye okusunlar ki? Ego tatmin etmek için mi? Onun için aracıya gerek yok.
Objektif olabilmek zor iş arkadaş, hakikaten zor.
Not: "Sen rakip takım taraftarı olarak bunu yazıyorsun kendin dediklerinle çelişmiyor musun?" diyenler olacaktır. Merak etmeyin kendi takımımın "sözde spor yazarları"nı da burada paylaşacağım diyorum o dostlara da.
29 Mart 2010 Pazartesi
Diego Alfredo Moreno Lugano Kısaca "Tota"

Sezon başında Fenerbahçe'nin en tartışılan isimiydi belkide.Sözleşme imzalamayacak İtalya'ya gidecek Roma,Fiorentina peşinde.Yok Lazio'ya imza attı derken Fenerbahçe'ye imza attı.Aldığı,alacağı ücret konusunda çok tartışma döndü.Ama ne kadar alıyorsa helali hoş olsundur.Sonuna kadar hak ediyor.
Fenerbahçe Lugano'nun sakatlıktan kurtulduktan sonra oynadığı 5 maçta kalesinde gol görmedi.Defansta o olmayınca savunmamız yol geçen hanıydı.O defans hattının bel kemiği.Lugano oynamayınca defansın bütün zaafları ortaya çıktı.Onsuz çok puan kaybettik.Eğer takımını 1 ay yalnız bırakmasaydı şuan lig tablosunun çok daha farklı olacağından adım kadar eminin.
Lugano yokken oynadığımız maçlar hakkında kısa bir bilgi verecek olursak.
Birinci ve ikinci hafta takıma yeni katıldığı için Daum oynatmak istemedi ve Denizlispor ve Sivasspor'u rahat geçtik.
Ardından 9. haftada Gaziantep deplasmanında sarı kart cezalısı oldugu için takımını yalnız bıraktı ve 2-1 mağlup olduk.
Fenerbahçe'nin 7 Şubat 2010'dan 7 Mart 2010'a kadar 4 haftalık bir süre içerisinde oynayamadı.Fenerbahçe'nin bu süre zarfı içinde oynadığı maçlara bakacak olursak.
Evimizde oynadığımız Diyarbarkırspor maçının 82. dakikasında sakatlanarak oyundan çıktı.Ve o çıktıktan sadece 1 dakika sonra gol yedik.O maçın sonucu 1-1'di.Manisaspor 2-2'lik beraberlik.Bursaspor karşısında Saraçoğlu'nda 2-0'dan 2-3'e maç verdik.Olimpiyatta İBB'ye 2-1 mağlup olduk.
Avrupa Liginde riske edilerek oynatıldığı ilk Lille maçının henüz maçın başında sakatlandı.O maçı 2-1 kaybettik.Lille ile burada berabere kalarak Avrupa'ya veda ettik.Ayrıca Türkiye Kupası'ndaki 1-3'lük maçtada yoktu Lugano.
Kısacası Lugano'nun oynamadığı her maç her dakika bize 10 puana mal oldu diyebiliriz.
İyi ki döndün Lugano , iyi ki bizimlesin !
28 Mart 2010 Pazar
Başını Taşlara Vurursun
Denizlispor için haftalardır kesin düştü deniyordu. Ama biraz olsun canlanmışlardı, hatta üstündekilerle fark da bayağı düşmüştü. Kimdi peki bu üsttekiler, yani onların rakipleri?- Manisaspor
- Diyarbakırspor
- Sivasspor
Diyarbakır dün yenilmişti zaten bu bile motivasyon sağlamalıyken üstüne bir de bugün Sivas son dakikaya kadar mağlupken (berabere bitti) ve Manisa berabere götürüyorken bunlara ekstra olarak bir de sen 2-0 geriden gelip maçı 3-2 yapıyorsan daha ne olsun? Yani sen tüm bunların sağladığı motivasyonla kendi sahanda bu skoru koruyamıyorsan "başını taşlara vurursun".
Düşme hattı:
G.Birliği - D.Bakırspor: 1-0
Antalyaspor - Manisaspor: 0-0
G.Antep - Sivasspor: 2-2
Denizlispor - Kasımpaşa: 3-3
27 Mart 2010 Cumartesi
Ara Bitti
Malumunuz uzun süredir buralara uğramadık yazılardan da anlaşılacağı üzere. Nedendir bilmiyorum yazasım gelmiyordu, zira ekip arkadaşlarım için de aynı şey geçerli. Ara verirken duyurmadık bari dönüşümüzü duyuralım. Yine buralarda olacağız dostlar.
Not: İçerikte bir değişikliğe gidilebilir, böyle bir şey olursa duyuracağız yine tabii ki.
Not: İçerikte bir değişikliğe gidilebilir, böyle bir şey olursa duyuracağız yine tabii ki.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)


