aykut kocaman etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
aykut kocaman etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

24 Eylül 2012 Pazartesi

Trabzonspor Maçı Öncesi



96 olayları ya da daha fazlası dahil, asla Trabzon'dan çok fazla nefret edememiştim. Trabzonspor'u destekleyen güzel adamlar tanıdığımdan olabilir bilemiyorum ama genel kanının aksine ılımlı bakardım. Malum süreç ve sonrasında olanlardan sonra aynı şeyleri hissedemiyorum. Zaten sadece Trabzonspor ekseninde değil genel olarak bir değişim oldu. Fenerbahçe ben ve benim gibiler için daha fazla merkeze kaydı. Avrupa'da oynayan diğer takımları asla destekleyemedim ama artık Twitter gibi platformlardan çirkinleşmeye de başladım. Sonumuz iyi gözükmüyor.

Bugün yine Trabzon ortamı ısrarla geriyor. Bu gergin ortamın bize yaradığını ya göremiyorlar ya da anlayamıyorlar. Geçen sene orada yaşadıklarımızı ben unutmadım. Hırsım, sinirim de asla geçmeyecek. Emre doğru bir şey yapmadı elbet ama Zokora'nın nefret dolu tekmesini savunan adamları gördüm ben. Ya da her faulün aslında sarı kartlık olduğunu ve o maçın bitmemesi gerektiğini düşünenleri ayıplayanları da. Aslında geçen sene şampiyon olabileceğimize ilk kez o zaman inanmıştım ben. Oradan galip çıkabildiysek eğer her şey olurdu.

Geçen seneden bana kalan zaferlerin en güzeli o maçtır işte tam da bu yüzden. Bu seneye gelindiğinde, Trabzon sitesinden yapılan ufak kelime oyunlu kışkırtmalar, garip açıklamalar derken yine güzel ve gergin bir ortam oluştu. Güzel diyorum çünkü biz böyle ortamları seviyoruz.

Nasıl olacak, ne olacak bilmiyorum ama bizim takım artık çıksın ve güzel futbol oynasın. Yani daha doğrusu güzel mücadele etsin. Ben Aykut Kocaman'a tapar derecede yanlışlarını göremeyen bir adam değilim. İlk senelerinde, güzel oynadığımız dönemlerde bile eleştirdim. Bence bu yapılması gereken bir şey ama şu dönem olduğu kadar silik ve mücadeleden eksik bir takım olmamıştık hiç. Evet Aykut Hoca yanlışlar yapıyordu ama takım bir şekilde mücadelesini belli ediyordu. İnanç mı azaldı, ne eksik bilmiyorum ama tamamlansın artık. Bir de hep söylüyorum ya ben bu adamı çok seviyorum. Haddim olmayarak kızdığım oluyor ama üzülüyorum.

Bence biz mutlu olmayı hak ediyoruz. Çok fazla şey yaşadık, çok fazla umut besledik, çoğusu boşa gitti. Artık güzel şeyler görelim yahu. Mümkünse başımızdaki adamla olsun, bir şekilde düzelsin. Ben gizli gizli umut beslemekten sıkıldım. Milat bugün olsun, olacaksa eğer.

Bugünün videosu da o malum gol olsun. Dediğim gibi, mümkünse eğer yine aynı adam atsın.






21 Eylül 2012 Cuma

Değişimi Beklerken Biz Değiştik


Kalbimdeki yeri hiçbir zaman değişmeyecek kocaman adam geldiğinde çok mutlu ve umutluydum. Ankaraspor'da oynattığı futbol bir gösterge değildi elbet ama kafa yapısını az çok biliyorduk. Bir de içimizden biriydi. O'na şans vermek için gereken sebeplerin hepsi vardı yani. Geliş tarzı tartışılır ama benim gibi Daum'un tekrar gelmesine çok tepkili adamlar için o da göz ardı edilebilirdi ve edildi de.

İlk sezon; önceleri hücumda çok aktif, sonraları çok fazla kontrol heveslisi bir takım olduk. Ortası bir türlü tutmadı ama son haftalar oynanan futbol tam istediğim gibiydi. Artık takım oturdu hevesiyle diğer sezona başlayacaktık ki malum olaylar oldu. Geçen sezonun pek günahı olmazdı eyvallah ama düşünce yapısıyla uygulamaya koyulan nokta sanki hep biraz eksikti. Bu kısmı biraz açarak yazıyı devam ettiriyorum.

Evvela yapılan transferlerin hepsi son yılların çok çok ötesindeydi. Sportif düşünceleri çok ileride bir adam Aykut Kocaman. Takımın transfer çehresi tamamen değişti. Gelen her adam belirli bir nedenle geldi. Eskisi gibi ses getirsin diye değil de uygulamak istediği mantığa uysun diye aldı adamları. Bu çok güzel. Yaptığı transferler ve elde ettiğimiz gelir bile bunun göstergesidir. Bu yönden umutlu olmamamız için hiçbir sebep yok. Peki bu transferlerin sahaya yansıma süreleri ve biçimleri nasıldı? Hocanın sezon başından beri 'orta saha istiyorum' dediğini biliyoruz. Orta saha gelene kadar sağ kanat bile geldi ama o gelmedi. 'Kadro yeterli' moduna girilmeye başlanıyordu bile ama takımın eksiği o kadar fazla bağırdı ki son güne gayet yerinde ama çok geç bir hamle yapıldı. Krasic, Sow, Kuyt vs vs.. İşin madde kısmına pek fazla girmek istemiyorum. Hepsi isim isim her hocanın isteyeceği adamlar. Bu konuda sadece zaman kısmını eleştirebiliyoruz. İşin sahaya yansıyan kısmında ise durum 'bence' vahim. Orası çok uzun ve sıkıcı bir paragraf olabilir.

En başından beri olayın tek bir orta saha ile bitmeyeceğini savundum, hala daha da böyle söylüyorum. Takım iyice rayına otursa da sorunlar bitmeyecek. Gökhan eskisi gibi çevik ve akıcı değil. Hasan Ali çok güzel adam ama kademe konusunda hala daha çok gelişmesi gerekiyor. Yobo'nun attığı yedi uzun toptan altısı taca gidiyor ve neden ısrarla Yobo'ya bunu yaptırıyoruz bilmiyorum. Defanstan top çıkartmak gibi bir derdimiz yok. Genelde bekler ekseninde topu ileriye dikiyoruz ve topu oralarda şans eseri almaya yetecek bir çoğunluğumuz da yok. Biz Emre gibi gününde olduğunda bu işleri harika yapabilecek bir adamla bile bu sorunları yaşıyorduk, hatırlatırım. Şimdi Topal ve Meireles gibi çok iyi toplayıcılar ama harika olmayan dağıtıcılar var. Rakip tarafından önde yapılan baskı anında sonuç veriyor. Bu işe çözüm bulduğumuz tek bir maç hatırlayabilen var mı? Topu ileriye aktarmayı başardığımızda bir şekilde sonuca gittiğimiz doğru. 2-2lik Galatasaray ve Marsilya maçlarını hatırlayalım. Hepsinde önde basmaya çalışan rakip vardı. Genel bir istek ve ilerideki yaratıcılığımızla bulduğumuz iki gol var. Sonrasında yediğimiz inanılmaz baskı ve 'ben artık yapamıyorum' modundaki geriye çekilişimiz ve gelen iki gol. Benu bunları da tamamen değişikliğe bağlamıyorum. Bunlar tabii ki tesadüf değil. Baskıyı yediğimiz an tüm pas yollarımız ve top tutma becerimiz bitiyor. Israrla söylemek istiyorum ki biraz eli ayağı düzgün bir takıma karşı bunun önlemini hiçbir zaman alamadık. Sadece iyi kapandığımız veya akışına bırakarak gol yemediğimiz oldu. Peki oyunu kanatlara yıkmak bir çözüm olabilir miydi? Olabilirdi. Olabilirdi de nasıl? Stoch hiçbir zaman verimliliği olan bir adam imajı çizmedi. Birkaç maç inanılmaz işler yaptı, diğerlerinde sahada gözükmedi. Mehmet Topuz asla tam bir kanat adamı olmadı. Yeri gelir iyi orta keser, yeri gelir topu taşır ama asla o oyunu açmasını bekleyeceğimiz akıcı kanat adamı değil. Krasic transferi bu yönde yapılmış bir hamle olabilirdi ama bu da hocanın 'şanssızlık' hanesine yazılabilecek bir şey. Tabii bu bir bahane olmamalı. İşin maddelerinin ötesinde tek bir hamleyle yok olabilecek çözüm planlarımız varsa vay halimize. Sow'u sol kanatta denemek, Kuyt'ı sahanın her yerinde gezdirmek gibi 'sürekli' olarak yapılan ve dönülmeyen taktiksel hatalar da tazeliğini koruyor. Sezer'in neden hiç oynamadığını, antremanlarda hiç mi istekli olmadığını sormak isterdim mesela. Recep'in daha fazla forma şansı bulmasını, Salih'in biraz olsun oynamasını isterdim. Zor şeyler biliyorum ama bazı fırsatlar oldu gibi sanki. Aykut Hoca'nın kafası rahat olsa, her şey yolunda gitse bunları daha çok düşeneceğine de emin olmak kötü. Neyse, bu ve bunun gibi şeyler özelinde ben takımın yapısının değişeceğine ve artık beklediğimiz hükmeden Fenerbahçe'nin sahada bulunacağına inanmıyorum.

Benim gibi bir adamın inancını kaybetmesi kimse için hiçbir şey ifade etmese de ortamın vahimliği açısından çok şey anlatır. Benim hocaya köstek olmayacağımı, başarılı olsun diye isteğimi yineleyeceğimi öncelikle ben biliyorum ama işin bir de tetikte bekleyen taraftar kısmı var. Benim inancımı bile kırabilmiş bu ortam çok tehlikeli. Ama haklı ama haksız eleştiri sahibi olan ve ağzının ayarı olmayan her taraftar şu an için haklı durumda. Ne düşünüyorsa ve ne hissediyorsa çekinmeden söyleyip, yazıyor. Bu ortam hiç sevmediğim bir ortam ve bu ortama zorla geldik. Gün gelecek, bu adamlar savaş meydanında bulunurcasına kelle de isteyecektir. İstendi, yapıldı da. İşte burada : ''Aziz Yıldırım ne yapacak?'', ''Söylediği sözler ne olacak?'', ''Aykut Kocaman'ı herkesin önüne atacak mı?'' gibi sorular aklımı kemiriyor.

Diyorum ya ben bu adamı çok seviyorum, benim için hep çok özel kalacak. Ne kadar yanlış yaparsa yapsın, ne kadar kötü olursa olsun köstek olmayacağım. Şu ortamdan anladığım da bir şekilde kötü bir yola doğru gidiyor. Bitişinin, gidişinin kötü olmasını, sancılı olmasını istemiyorum.

Maç mı? Beraberlik iyi sayılabilirdi, yine aynı şekilde puanı ellerimizde vermeseydik eğer. Değişmeyen de bu zaten. Ne değişiklikler, ne ortaya konulan futbol umrumda değil. Mantık değişmesi her olgu için çok zor ve sancılı bir şeydir. Geçen seneden sonra biz daha çok bunu bekledik. Değişimi beklerken biz değiştik. Üzüldüm, çok üzüldüm. Söyleyecek fazla bir şey yok.

25 Ağustos 2012 Cumartesi

Düşman Aramayın, İçimizde Mevcut.


Doksanda doğdum, futbola merak sardığımda Aykut Kocaman vardı. Kim ne yaptı da böyle çok konuşuluyor bilemiyordum. Benim için tek bir gösterge vardı; babam konuşuyorsa benim için de çok iyi futbolcudur. Sonuçta altı yaşında beni köşeye sıkıştırıp Fenerbahçe'nin tüm marşlarını zorla ezberleten bir adamdan bahsediyoruz. Babam o yıllarda sürekli Aykut konuşurdu, Rıdvan konuşurdu. Bir de ayrı bir takıntısı olarak Sarı Tarık vardı. ''O herif büyük topçu olacaktı, yazık oldu'' derdi hep.

Sonrasında gelen İstanbulspor döneminde maçların hepsini hüzünle izledik resmen. O hüzün benim içime de işlemiş olacak ki Aykut Hoca teknik direktörlüğe başladığında da takip etmeye başladım. Ankaraspor dönemi oynatmayı başardığı futbolun herkes tarafından konuşulması beni de çok mutlu etmişti. İnternet çağı, ulaşılabilir bir sürü bilgi derken Aykut Kocaman gecikmiş olarak çocukluk dönemimin gerçek kahramanı oldu. Sonrasında olabilecek en iyi şey oldu ve başımıza geçti. İlk geldiği günden beri destekledim, desteğimi de asla geri çekmeyeceğim. Ben kör bir adam değilim. Yanlışlarını, yaptıklarını ve yapmaya çalıştıklarını görüyorum. Evet, şu sıralar iyi gitmediği de doğru. Burayı son kısıma bırakıp işin Alex boyutuna geçiyorum.

Alex geldiği dönemlerde Fenerbahçe sevdası tam olarak aşılanmıştı bana. Her yaptığını, her başarısını tam olarak hatırlayabildiğimiz, tamamına kendimiz tanık olduğumuz hatıraların en büyük kahramanı. Ne kadar karamsarlığa düşersek düşelim 'Alex var be oğlum' diye biten konuşmaların mimarı. Dünya üzerinde 'zeka' konusunda tanıdığım her futbolcuyla yarışabilecek bir adam. Alex garip bir adam. Herkes tarafından ergenliğin ve fanatizmin en yüksek seviyelerde yaşandığı okullara boynumuz bükük gitmemeyi öğretti bize. Bu seneler içerisinde derbiler konusunda inanılmaz bir başarı yakaladıysak, hepsinin altında bu adamın imzası vardı. Yalnız bunun için bile sevilir Alex.

Tabii bir sürü daha neden mevcut. Çeyrek final gördüğümüz sezon göğsünü patlatırcasına vurduğu yumruk, genç oyunculara verdiği inanılmaz değer, futbolun ne kadar basit bir oyun olduğunu anlatma çabaları, ''Kanarya!'' diye bağırışı.. Düşününce, Alex bizim diye şükrettiğim kadar sahip olduğum hiçbir şeye şükretmediğimi anlıyorum. Duvarıma astığım tek formada O'nun ismi var. O derece özeldir benim için. İsterse bize hakaretler ederek ayrılsın bizden, ben çocuklarıma O'nu anlatacağım. Başka bu kadar büyüğü yok çünkü.

Sonra bu iki efsane kesişiyor bir gün. Masal gibi. Diyorsun ki; beraber kupa kaldırma olasıkları var ulan. Başarının temsili var ve bunun bir tarafında Alex, diğer tarafında Aykut Kocaman. Sonra ilk günden itibaren bir soğukluk oluyor. Ufak haberler, tartışmalar derken konuyu kapatıp yaşıyorsun. Başarılar da geliyor tabii. Bir şampiyonluk, bir tane de hiç unutulmayacak ikincilik. Gurur duyuyorsun ikisiyle de.

En sonunda bir sabah Alex'in twitter üzerinden, ''Aykut Hoca beni kıskanıyor'' kıvamında bir şey yazdığını öğreniyorsun. İnanmıyorsun tabii ama lisana hakim adamlar da doğruluyor. Alex'in tweeti silmesi de kaymağı.

Anlayamıyorum. Tepki vermenin yeri burası mı? Oturup konuşamayacak kadar büyük sorunlarınız mı var? Varsa nedir? Alex bunu binlerce kişinin okuyacağını bilerek neden yapıyor?

Bir sürü soru ve sonuç olarak kopmuş gözüken bir yol var. ''Herkes eşittir ama bazıları daha eşittir'' felsefesini kendime hiçbir zaman yediremediğim için bu olayda da aksini düşünemem. Alex'in yaptığı şey çok yanlış. Tıpkı üç sene önce şampiyonluğa giderken takımın kaptanlarından Semih'in çıkıp sözleşme konusunda TFF'ye başvurması kadar saçma. Bu olayı Sezer, Orhan ya da Recep yapsaydı ve başımızda şu sıralar sorgulanmayan bir adam olsaydı hepiniz yargıç kesilecek, bizim futbolcuları çoktan gönderecektiniz. Taraftarlık bu değil. Aykut Kocaman'ın da arkasında duracaksınız o zaman. Haksız olana haksız diyebileceksiniz. Bu sizin en büyük kahramanınız da olsa. En azından ben böyle öğrendim hep.

Şimdi biliyorum ki bu noktalara gelen olaylar asla eskisi gibi olmaz. Alex gidecek, hem de bizi mahvedip gidecek. Ben bir sene önce Alex'in futbolu bırakacağını düşünemeyen adamdım. Şimdi gelinen nokta bu yüzden çok acı verici. Alex takıma dönecektir, yine oynayacaktır ama her yedek kaldığında Aykut Hoca'nın kamburu olacaktır. Aykut Hoca zaten sıkıntılı bir dönem geçiriyor, yukarıda da bahsettim. Taktik konusunda bir oturmamışlık, transfer konusunda bazı yanlışlıklar var.

Ben ikisinin de sonuna kadar yanında olmanın yemini vererek ve üzülerek söylüyorum ki : İkisi de gidecek çok yakın zamanda. Güzel bir masaldı ve bitti diyeceğiz. Yeni gelen teknik direktörü Twitter üzerinden astığınızda biz, ''Biraz daha sabır'' diyeceğiz. Sonrasında hakaret boyutuna geçtiğinizde gördüğümüz yanlışları bile yazmaktan çekineceğiz çünkü eleştirmeyi bilmiyorsunuz. Sizin işiniz adam asmak, yapıyı bozmak. Fenerbahçe'nin en büyük düşmanları Fenerbahçe'nin yeni yetme ve hiçbir şeyden haberi olmayan taraftarlarıdır. Bunu bir kez daha görmenin üzüntüsüyle bu yazıyı noktalıyorum. Sıkmayın canınızı, emeliniz bir adım uzaklıkta.

6 Ağustos 2010 Cuma

Ellerin Titremesin Hocam!


Young Boys maçında titreyen ellerini gördük hocam, belki sinirden, belki heyecandan, belki biz Fenerbahçe'liler gibi stresten ve üzüntüden. Ama ne olursa olsun ellerin titremesin hocam! Elbet o eller yumruk olup zafere de kalkacaktır!
Related Posts with Thumbnails