10 Ağustos 2012 Cuma

Oyuncu Tanıtımları #5 | Mehmet Topal



Geldik beş numaraya. Beş numara benim için çok şey ifade ediyor, en azından bu sene için. Yıllardır kendi çabalarıyla bu sporu takip eden bir adamım, Fenerbahçe hayatımın çok büyük bir kısmını kapsıyor. Bu yüzden de bazı ayrıntılar çok canımı sıkıyor. Beş numara da öyle. Emre'ye en fazla şans veren adam bendim belki de. Sonuna kadar savundum, bekledim ama olmadı. Yaptığı çok yanlış vardı, gitmesi hayırlısı oldu. Eyvallah. Peki Emre yerine kim geldi? Mehmet Topal. Emre ile alakası var mı? Biraz bundan biraz da Mehmet Topal'dan bahsedeceğim.

Öncelikle Mehmet Topal'ın nasıl bir adam olduğunu hatırlayalım. Ne konusunda bize yardımcı olacak onları konuşalım. Yani kısacası O'ndan ne beklediğimizi bilelim.

Mehmet Valenci'da izlediğimiz kadarıyla pas konusunda kendini gayet geliştirmiş ve daha akıcı oynamaya çalışan bir adam. Defansif yönü ise Cristian'da olmayan, bizim görmek istediğimiz şekilde mevcut. Yani bir nevi vurup kıran ve istediğini alan bir adam. Bir kere uzun boylu, kalıbı iyi. Viera'dan beri bu tip adamlara sempati duymuşumdur. Ön libero dediğin, ''Ben buradayım'' diye bağıracak. Cesaretli olacak. İşte bu gibi özellikleriyle bize çok şey katacaktır.

Bunun dışında, hazırlık maçlarında gözlemlediğim şey Mehmet Topal'ın defans ikilisinin ortasına kaydığı ve beklerimizin orta sahanın sağı ve solu olacak şekilde açıldığıydı. Bunu kesinlikle hoca böyle istiyor. Mehmet Topal'ın bilerek oraya gireceğini sanmıyorum. Bunun bize getirecekleri ne olacak onu da pek kestiremiyorum. Mehmet Valenci'da birazcık daha ileride, defansa gömülmeden oynuyordu. Dediğim gibi pas güvenini ve kabiliyetini de arttırdı. Ben o rolde oynamasını tercih ederdim ama Aykut Hoca böyle istiyorsa, tabii ki böyle olacak.

İşte benim kafamdaki soru işareti de burada başlıyor. Sene başında Mehmet'in gelmesi beni çok sevindirmişti. Selçuk'un veremediği şeyleri verecek bir defansif orta sahamız olmuştu. Emre yerine gelecek yabancıyla da harika bir ikili elde edebilirdik. Peki ne oldu da bu görüşten vazgeçildi? Canımı sıkan nokta burası. Cristian bize o malum devamlılığı veremeyecek, bu belli. Mehmet Topuz ortada kullanılacak deniyor ama adam bize geldiğinden beri üç ya da dört kez orada düşünüldü. Salih? Hiç sanmıyorum.

Bu ve bunun gibi sonuçlar neticesinde : Sene başında sorulsaydı Mehmet Topal en önemli transferlerimizden birisi diyebilirdim ama açıkcası şu an bana çok çok fazla bir şey ifade etmiyor. Yanında tamamlayıcısı olacak adam gelmediği sürece de verebileceği katkı maksimuma çıkmayacaktır. Eminim ki; orta sahasız başlanacak bir sezon devre arasında yeni transfer harekatına gebe olacaktır. Yine eminim ki; Mehmet Topal orta sahadaki bu eksiklikler içerisinde taraftarın hedef tahtalarından biri haline gelecektir. Umarım ben yanılırım. Olumlu düşünmeye devam edecek olursak : Belki de takım oraya hala daha transfer düşünüyordur.

Her sezon başı 'bir bölgesi eksik olmazsa ölecek' hastalığına tutulmaktan ben sıkıldım. Bu işin neresinden tutarsam tutayım elimde kalıyor. Sonuç olarak, hücum gücü yüksek ve takımda büyük bir rol alan oyuncunu göndermişsin. Gelen tek orta saha ise -Salih'i saymazsak- defansif yetenekleri gayet yüksek olan, demin bahsettiğimiz tarzda bir adamın partneri olabilecek yegane isimlerden. Bu denkleme neresinden bakarsam bakayım çözemiyorum. Giden bir iyi ve gelen bir iyi var ama iyiler aynı iyiler değil.

9 Ağustos 2012 Perşembe

Oyuncu Tanıtımları #4 | Bekir İrtegün


Büyük umutlarla gelen, hatta Fenerbahçe'nin Pique'si olur denilen Serdar'ın geçen seneki sakatlık-formsuzluk problemleri yaşadığı günlerde taraftarın canını sıkan sorunu açıkça söylemek gerekirse "sürpriz" performansıyla çözen adam. Güzel adam.

Bekir için konuşulacak onca şey var, bir kaçına değineceğiz ama öncelikle söylenmesi gereken şey Bekir'in güzel adam olduğudur. Bunu öylesine söylemiyorum, bizi az çok tanıyanlar Twitter'dan yaptığımız "güzel adam" benzetmelerini, kimlere bu benzetmeyi yakıştırdığımızı bilirler. Bu adam sanki bizden biri, takım otobüsünde o her zaman yüzünde yer alan mütevazı ifadesiyle muhabbetlere katılan sanki o değil benim, biziz. Performans, yeterlilik ölçütlerini bir tarafa koyacak olursak ben Bekir gibi bir adamın bu kulüpte futbolu bırakmasını isterim, onun adamlığını çocuklarıma anlatmak isterim. Umarım dilediğimiz gibi de olur ve Bekir futbolu burada bırakır.

Güzel adam oluşunu bir yana koyalım ve tekrar geçen seneye dönelim. Bekir'in temel özellikleri ne diye bakacak olursak, diri, fiziğini iyi kullanan, kötü ayaklara sahip, lider karakterli bir adam. Bunları toparlayalım, tersten başlayalım. 

Lider karakterli bir adam oluşu çok kritik, bunu G.Antepspor kaptanıyken mi kazandı yoksa doğuştan mı sahip bilemiyorum ama stoperler için çok mühim bir özellik. Bekir'in geçen sezon bizlere gösterdiği sürpriz performansın temel etkeni de işte tam olarak bu özelliğiydi. Mental olarak güçlü bir adam Bekir, -yıllarca eleştirilmesine rağmen böylesine bir dönüşten de bunu anlayabiliriz- takımın geçen sene geçirdiği o zor günlerde Volkan'la beraber ayakta kalan futbolcuların en önde gelenlerindendi. Yani onun liderlik vasıfları bu kötü günde ortaya çıkarak hem ona yarar getirdi hem bize.

Fiziğini iyi kullanır dedik, bunun en çarpıcı örneğini geçen sezon play-off da TT Arena'da oynanan Galatasaray maçında gördük. Elmander ile neredeyse akraba oluyorlardı ve onu ciddi manada yıldırdı. O maçın efsanevi performansını gösteren sadece Volkan değildi, bir de Bekir vardı. Eğer günündeyse bu özelliğiyle adam adama markajda rakip forveti ciddi manada hayattan bıktırabilir. Diri bir vücuda sahip oluşu ise ağır oluşunu bir nevi hafifletiyor, tam manada olmasa da.

Kötü ayaklara sahip, en büyük dezavantajı bu. Ortalama 3-4 maçta bir Bekir'in topla çıkıyorken yaptığı ciddi bir pas hatasına, -golle sonuçlanmasına gerek yok- ya da ıska geçtiği bir topa rastlayabilirsiniz. Bu özelliğini bu saatten sonra düzeltmek çok da mümkün değil, genç bir oyuncu değil. Burada yapılması gereken illa defanstan topla çıkılacaksa Bekir'e daha az rol verilmesi. Müdahale konusunda ise yapılabilecek hiçbir şey yok, tamamen spontane gelişen bir şey. Zaten ıskaları, pas hataları kadar çok değil.

Netice olarak Bekir inanılmaz özverili, iyi niyetli ve elinden gelen her şeyi ciddi manada fazlasıyla sahaya koyan bir adam. Geçen sezon yaptığı atılım, kendi geliştirişi ise son yıllarda görmediğim kadar takdire şayan bir olay. Ama yine de bu bir gerçek ki şu an mevcut stoperler arasında Bekir, 3. stoper tercihidir, öyle de olmalıdır. Sağ bek oynayıp muhtemelen kendi ve bizim kafayı yediğimiz günlerden sonra Bekir'in 3. stoper tercihi oluşunun onun için sorun yaratacağını da düşünmüyorum zaten. Çünkü o, "yedek kalmayı sorun etmeyen adam"ın bizim takımdaki sureti.

Son olarak, tekrar; güzel adam Bekir İrtegün...

Vaslui: 1 - Fenerbahçe: 4 | Biraz Daha Sabır



Bütün hafta kafamızda taktikler kurduk, maçlar oynattık derken kendi elimizde, gereksiz yere heyecan yarattığımız tur dün nihayete kavuştu. Gereğinden fazla zor oldu, gereğinden fazla gerildik ama turu atlamak güzel diyerek yazıya başlayalım.

Maça kadro kalitemizin ve üstünlüğümüzün hakkını vererek başlamak çok sevindiriciydi. Özellikle Caner'in ve Mehmet'in gayretli oyunları ''Bu iş olacak galiba'' diye düşünmemize yardımcı oldu. Vaslui bizi tamamen kendi yarı sahasında kabul ederek güzel bir hataya imza attı. Önde çok fazla baskı ve direnç göremedik. Bu sayede orta sahayı çok kolay geçtik, en büyük eksikliğimiz giderilince ileride neler yapabildiğimi görme şansımız da doğdu. Takım gayet iyi organizasyonlarla iki üç tane pozisyon yakaladı ve sonuçta Gökhan'ı eleştirdiğim günün akşamı Gökhan'dan gayet güzel bir ortayla golü bulduk. Caner'in bulunduğu yer, yaptığı kafa da gayet güzeldi.

''Hadi yaslanmayalım bari'' cümlemize noktayı koyamadan klasik ülke takımı golünü yememiz tabii ki gecikmedi. Bekir'in yaptığı hamle tehlikeliydi. Ters bir vuruşta kaleye gidebilirdi ama orada o topu sektirmeyeceksin. Sektirdiysen de arkadaki bek o topu sektirmeyecek. İkisi de sektirdiler ve olabilecek tek senaryo gerçekleşti. Rahat bir maç izlemeyi ummuyorduk ama kendi imkanlarımızla avantajı yakalar yakalamaz büyük takım gibi davranamadık.

Aykut Hoca'nın dediğine katılıyorum. Bu sinir bozucu beraberlik golü ve penaltı sonrası kalkabilmek büyük takım refleksiydi ama kendimize yeni sınavlar yaratmak akıllıca bir şey gibi gelmiyor. ''Hadi bakalım büyük takım olabildik mi?'' tadında sınavları zaten biz oluşturuyoruz. Sen başarı istiyorsan öyle bir gol yeme şansın yok, olmamalı. Takımın doksan dakika bastıracak, boğacak gücü olmadığını biliyorum. Bu yüzden düşüş normal. İşte o arada, düşüş başlayana kadar golü yemeyerek topa hakim olmayı başarabilseydik her şey çok daha kolay olabilirdi. Sonrasında Vaslui baskısı, takımın saçmalaması derken penaltı oldu.

Maçı izleyen herkes gol olmayacağını anlamıştır sanırım. Öyle garip bir hava vardı. Atamayacağını, kaçıracağını biliyordum da o stresi yaşamamalıydık. Öncesindeki faul ve penaltı tartışılır ama konu bu değil. Volkan bir kez daha takıma ''Kalkın ulan ayağa!'' diye bağırma fırsatını geri tepmedi. Bu yüzden çok büyük kaleci.



Nihayetinde hedefimizin ne olduğu aklımıza gelmiş olacak ki toparlanmaya başladık. Ve yine Gökhan, ''Nereye top atacağına bakmıyor'' diye eleştirdiğimiz günün akşamı Kuyt'a attığı çok güzel bir pasla rahatladık. Gülerek izledim.. Kuyt'ın yaptığı yalancı koşu inanılmazdı. Vuruşuna falan girmiyorum bile. Sonrasında gelen 'arka direk golü' ise Kuyt'ın karakteri. Bu adam bu anlar için yaşıyor. O yüzden sağ kanata hakim edilmemeli diyoruz, o yüzden oynayacaksa da sağ forvet gibi oynasın diyoruz. Kuyt çok büyük bir adam, ders olarak okutulacak bir adam.

En son ise çok savunanlardan biri olarak kendimle gurur duymamı sağlayan güzel adam Sow'un harika golü geldi. Basının bariz şekilde başlattığı linç kampanyasının bitmesi demekti belki de bu gol. Sow'un ne olduğu, neler yapabildiğini hatırlayalım diyeydi bu gol. Sow çok kıymetli bir adam. Alex'in olmadığı dönemlerde Kuyt-Sow yapıldığında daha da şahlanacak bu adam, izleyelim, görelim.

Bölgeleri de ufakça değerlendirmek gerek diye düşünüyorum. Volkan'ın bazen başarısızlığın bir kaç mimarından biri olduğunu gördüm ama bir başarımız varsa hep en büyük öncülerinden oldu. Dün de böyle bir gündü işte. Fazla bir şey söylemeye gerek duymuyorum.

Defansımızda Egemen'in toparlandığını, kendi kimliğini bulduğunu görmek sevindirici. Bazı halleri inanılmaz şekilde Lugano'yu andırıyor, seviniyoruz. Bekir'in golde hatası vardı. Bazı pozisyonlarda da yine hatası vardı ama bu adama kızamıyorum. Çok büyük yüreği, çok büyük özverisi var. Gökhan yaptığı iki asistle sezona merhaba dedi, daha ne olsun? Eyvallah ama eski çevikliği yine yok. Omzunu çok sakınıyor. İnşallah bunları da atlatır, özellikle orta saha bu haldeyken geriden oyun kurmasına çok ihtiyacımız var. Hasan Ali'yi ben beğendim. Sosyal medyada niye beğenilmedi onu da anlamadım. Caner'in ilk yarı oluşturduğu boşlukları görmeyen herkes Hasan'a yüklenmiş. Anlam veremiyorum. Adam gayet iyiydi. Hamlelerin hiçbirini ıskalamadı. Hem bindirdi, hem geri koştu. Sezon içinde taraftarın yeni hedefinin kim olacağı az çok ortaya çıktı, kolay gelsin diyelim.

Orta saha kısmında Caner ve Topuz'un yer yer gayretleri önemliydi. Isırdılar, istediler. Caner, dediğim gibi belirli bölgelerde çok boşluk bıraktı. Normalde yaptığı şeyler değildir, sezon başına bağlıyorum. Caner bu sene çok daha fazla forma şansı bulacak gibi bir his var içimde. Selçuk çok güzel adam. Emek veren adam, sevilecek adam. Gereğinden faza eleştrilen adam. Attığı pas harikaydı. Bu adam bu, daha fazlasını beklemeyin. Azını hiçbir zaman vermez. Cristian konusunda hala daha aynı fikirdeyim. Temposu düşük, savunması vasatın altında. Asla iki yönlü bir orta saha değil. Hücumu çok üst seviyeye çıkabiliyor ama her zaman değil.



Alex diriydi. Çok fazla zorlamadı ama gerekeni yaptı. Seviyoruz. Kuyt kısmını fazlaca anlattım zira Sow kısmı da öyle. Alex'in dinlendirilmesi gereken zamanlar olacaktır. Sow - Kuyt ikilisi beni çok heyecanlandırdı. Denemekte fayda var.

Başlıkta da söylediğim gibi biraz daha sabır. Arkadaşlar arasında konuşurken şöyle bir bahis geçti, katılıyorum da : Aykut Hoca Fenerbahçe tarihinin en şanslı hocası olabilir. Öyle ama Aykut Hoca kendisine verilen şansı en iyi değerlendiren hoca da olabilir. Özellikle transfer kısmında. Kimler, nelere kaç para verdi dillendirmek istemiyorum. Böyle güzel bir kadroya orta saha takviyesi yapılmaması habeleri de iyice ortalıkta dolaşırken kendimce bir kez daha uyarıyorum. Vaslui ölçüt değildir, o orta saha her zaman o kadar kolay geçilmeyecek. Zaten o kısım geçildiği zaman takımın ileri bölgesinin neler yapabileceğinden kimsenin şüphesi yok. Asıl düğüm orası zaten. İnşallah bu yanlıştan dönülür diyerek takımın iyi yolda olduğunun altını bir kez daha çiziyorum.

Henüz ilk maçlar bunlar. Bu adamların inanç ve umuda ihtiyacı var. O da bizde bolca var. Güzel günlere..

8 Ağustos 2012 Çarşamba

Oyuncu Tanıtımları #3 | Hasan Ali Kaldırım



Son yıllarda yetişen en istikrarlı yerli sol bekimizin orta açmayı otuz bir yaşından sonra öğrendiğini varsayarak konuşuyorum ki; Türkiye'de bek yetişmiyor, hele sol bek hiç yetişmiyor. Bu yüzdendir ki takımlar için istikrarlı ve biraz olsun standartları sağlayan türk bekler nimet gibi gözüküyor, haklılar da.

İşte Hasan Ali de bu yönden bakıldığında çok büyük bir nimet. İstikrar konusunda herhangi bir sıkıntısı yok, standartları da az çok karşılar diye düşünüp transferine makul oranda sevinmiştim. Hazırlık kampı fikirlerimi yeterince değiştirdi.

Hazırlık kampına bakılarak yorum yapılacak tek şey oyuncunun karakteri ve yapısı gibi geliyor bana. Bu yönden de Hasan Ali'yi inceleme fırsatı buldum. Beklediğimden bir gömlek üstte çıktı diyebilirim. Şüphesiz ki diğer takımların maçlarını da izliyoruz ama kendi maçlarımızı izlediğimiz gibi dikkatli değil. Şimdi anlıyorum ki Hasan Ali gayet ideal bek olabilecek bir adam. 

Öncelikle topa bomba muamelesi yapmıyor. Benim için bir bekte bulunması gereken ilk durum bu olmalı. İkincisi ise yeteri kadar bindirebilmesi ve orta yaparken düşünmesi. Gökhan'ı en çok bu konuda anlayamıyordum. İçeride tek adamımız varken dahi ilk önce ortayı düşünüyor, her zaman. Ya da içeriye doğru yönelip topla gitmeyi. Futbolcu biraz düşünmeli. Takımın halini, atak organizasyonu tartmalı ona göre karar vermeli. Hasan Ali yeteri kadar bindiriyor. Bindirmesinin yanında uygun zamanlarda paralel paslar da atıyor. Bu Ziegler'de de vardı. Bunların hepsi güzel işaretler, güven veren işaretler.

Ortalarının çok çok isabetli olduğu söylenemez ama beklediğim kadar hücum gücü düşük bir oyuncu değilmiş Hasan Ali. İstatistikleri de beni o yönde düşündürmeye itmişti. Çok fazla skora etki eden sayısı yok. Her maç oynamış neredeyse ama sayı çok az. Tabii ki Santos etkisi beklemiyoruz ama Ziegler katkısı ve üzerini verebilecek potansiyeli ben O'nda gördüm.

Benim görmem neyi değiştirir? Hiçbir şeyi. O çalışacak, O gösterecek bir şeyleri. İstanbul'da genç bir oyuncunun gelişememesi için gereken her şey var. Dünyanın düzeni bu. Gelişmeye biraz olsun üşenen adam için mantıklı gelecek yüzlerce sebep bulabilirler ama asıl görevleri olan şeyin düzenli gitmesi için gereken şeylerin hepsi zor görevler. Kendini biraz kısıtlamayı, bolca yormayı gerektirecek şeyler. Bu yüzden işi, her umut bağlanan futbolu gibi kolay değil, kolay olmayacak da.

Nedense bana işin o ''gelişimi engelleyecek işler'' kısmına da çok girmeyecek gibi geliyor. Dışarıdan bakınca öyle bir güven verdi, ne olur bilinmez. Çalışkan bir adam, başarılı olmasını istediğim bir adam. Gökhan'a söyleniyoruz, konuşuyoruz ama O'nun o güzel karakterini yakalasın yeter. Ben Gökhan'a en berbat oynadığı dönemlerde bile kızamayan bir adam oldum hep çünkü oynadığı her an didindiğini görürsünüz. Kötü oynarsa kendinin de kahrolduğunu görürsünüz. Çünkü O'nu destekleyen adamlara yanlış yaptığını hisseder. İşte benim Hasan Ali'den yakalamasını beklediğim ilk özellik budur, gerisi gelecektir.

7 Ağustos 2012 Salı

Oyuncu Tanıtımları #2 | Egemen Korkmaz


Hırs. Egemen'i kime sorarsak soralım, tek kelimeyle anlat diyelim 10 kişiden 8'i onun için "hırs" kelimesini kullanır.

Egemen'i farklı kılan sadece sahaya yansıyan bu hırsı mı peki? Hayır. Egemen tam bir görev adamı, gözlerimi kaparım vazifemi yaparım adamı ve en önemlisi futbolu "iş" olarak gören bir adam. Bu yüzdendir ki Bursaspor, Trabzonspor, Beşiktaş, Fenerbahçe gibi art arda yapılması güç, yapılırsa da anlamlandırılamayacak bir kariyere sahip. Bu gittiği kulüp taraftarlarının hepsinde sevilmesi de ayrı bir parantez.

Bu yaz döneminde şu ana kadar yapılan transferlere baktığımızda taraftar açısından en popüler, en heyecan uyandıran transfer genel olarak Kuyt duruyor, bunu anlarım ama beni en heyecanlandıran transfer Egemen'in transferi olmuştu. Hatta kontratı imzalamadan bir gün öncesinde Galatasaray devreye girdi, Egemen onlara yakın gibi bir haber çıktığında hayli telaşlanmıştım, yalan yok. 

Neden Egemen beni en çok heyecanlandıran transfer peki? Fenerbahçeli olanların sabit bazı görüşleri vardır, eğer bir mevkiiye gelen oyuncuyu çok benimserlerse ondan sonra onun pozisyonuna gelecek olan oyuncunun da o tarzda olmasını ister. Gelmek istediğim yer tabii ki Lugano-Egemen ilişkisi. Lugano ve Egemen oyun tarzı olarak benzeseler de tabii ki ayrı iki stoper ama karakter olarak aynı. İkisi de hırslı, maç içinde kötü bile olsalar her şeylerini sahaya koyan adamlar. Böyle adamlar özel adamlardır, ateşleyici güçtür. Egemen'in onca büyük takım değiştirip her gittiği taraftar grubu tarafından çok sevilmesinin temel nedeni de zaten bu.

Aykut hoca bir gerçek ki geçen senenin, özellikle play-off da yıldızlaşan Bekir'i, Egemen'den sonra düşünüyor. Yobo'nun gelişiyle stoper hattı çok büyük bir sürpriz olmazsa Egemen-Yobo olarak oluşacak. Burada bir soru işareti bu iki isimin de sol stoper oluşu. Benim bu konu hakkında net görüşüm bu iki isim oynarken Egemen'in sağda oynayacağı yönünde. Yobo'nun forması daha garanti ve 2 yıldır sol stoper oynayan o, hoca böyle devam edecektir.

Egemen'in transferini ve Egemen'i çok detaylı konuşmak, onun ne derece katkı vereceğini tartışmak bence saçma olur. Onun sürpriz ve inişli çıkışlı performansları olmadığını biliyoruz. Geçen sene çok kötü bir sezon geçiren Beşiktaş için 54 maça çıkmış bir isim.

54 maç ciddi bir sayı, inanılmaz bir devamlılık. Sakatlık yok. Egemen bir röportajında sakatlanmamasının sırrını, "Antrenman sonrası soğuk-sıcak uygulaması var. Ben ayaklarımdan soğuk alınca hastalanacağımı düşünüyordum. Ersun hoca da ısrarla sakatlıktan korunmam için soğuk suya girmem gerektiğini söylüyor. Beni ikna etti hoca. Ve Ersun hocadan sonra hala bunu uyguluyorum. Belki çok küçük bir ayrıntı ama sakatlanmamak için çok önemli." sözleriyle açıklıyordu.

Önceki yazıda Eren'in bahsettiği Volkan'ın, yani efsanemiz olmasını dilediğimiz Volkan'ın Kartalspor'dan en yakın arkadaşı -bizim maçta yaptıklarından sonra Egemen'i korumuş, Egemen adamdır demişti- hatta oda arkadaşı olan Egemen de umarım Volkan gibi hatırlanacak bir futbolcu olarak hafızalarımızda kalır umarım.

5 Ağustos 2012 Pazar

Oyuncu Tanıtımları #1 | Volkan Demirel



Volkan Kartal'dan Fenerbahçe'ye geldiğinde herhangi bir transferden farklı değildi. Özellikle felaket saçları, fazla gözüken kiloları derken dışarıdan bakınca umut verdiği söylenemezdi. Malum Daum dönemine kadar da çıktığı hiçbir maçta iyi kaleci olacağı yönünde bir şey görememiştik. En azından ben görememiştim. Daum'un yıllarca unutulmayacak Volkan açıklamaları, Enke faciası derken rotasyonumuz nasıl olduysa Volkan - Recep'e kadar düştü. O dönemler benim açımdan kabus gibiydi. Recep'in Sergen'den yediği gol, Volkan'ın yediği ve tek seçeneğe indirilemeyecek kadar fazla olan golleri derken kaleye bakınca asla güven hissedemiyordum. Bir de liseden yakın bir arkadaşımın Volkan'ın kuzeni olduğunu öğrendim. O dönemler rahat rahat da kızamıyordum adama. Hep içimde kalmıştır.

Sonrasında Volkan'a neden güvendik, nasıl dayandık bilemiyorum ama bir kaleci ne kadar gelişebilirse o kadar gelişti. Önüne jöle kutusu atılan adam şimdi sayılı kalecilerden birisi oldu. Peki Volkan ne yaptı? Volkan'ın geldiği ilk günden itibaren büyük bir avantjı vardı zaten. Vücut yapısına göre olmayacak derecede atletikti. Eğer çalışırsa da o hantal halini atacağı belliydi. Yani işin ucu her türlü bizim futbolcularımızın eksik olduğu noktaya çıkıyordu : Kuvvet ve vücut çalışma. Alt yapılardan çıkan bütün adamlar çöp gibi. Bir tane kuvvetli, tuttuğunu koparan adam gelmiyor, gelemiyor. Volkan öncelikle bu işi iyi halleti. Zayıfladı. Zayıflarken de vücudunu kuvvetlendirdi. İlk senelerdeki fotoğraflarından sonra bu seneye dönüp bakarsanız vücudunun ne hale geldiğini rahatlıkla görebilirsiniz. Taraftarın tepkilerinden sonra onlara sataşmak yerine nasıl olduysa susup sırasını beklemeyi seçti. O dönemde Volkan'a kim akıl hocalığı yaptıysa hakkını vermek lazım.

Volkan belirli bir zamandan sonra kalede olabileceği imajını vermişti zaten ama bu sefer de daha büyük bir sorun çıktı ortaya. Maç içerisinde soğuk kaldığı zaman hiç kabul edilemeyecek goller yemeye başladı. Bu benim açımdan atlatılmış en büyük engeldir. Bir kaleci veya oyuncu bu mental eşiği aşabiliyorsa her şeyi başarır ki Volkan başardı. Bunda saç kesimi seçimindeki inanılmaz doğru hamlelerinin de etkisi olabilir, bilemiyorum. Malum Schalke maçından sonra o hataları seyrek görmeye başladık. O kadar bariz ve can yakan son hatası Sevilla maçındaydı ki penaltılarda neler yaptığını hiçbir zaman unutamam. İşte bu O'nun ne gibi bir gelişim gösterdiğini en iyi anlatan örnek olsa gerek. Arada Türkiye maçlarında hakim olamadığı sinir harpleri, Lincoln olayı ve son yaşanan fotoğraf çekme hadisesi de oldu. Volkan böyle bir adam. Onlarda da ilk geldiği andan itibaren gözle görülür bir düşüş var. Kariyerinin son senelerine doğru onlardan da eser kalmayacaktır eminim. Fakat bu sinir bağlamında değişmeyen bir tek şey olacak : Volkan gergin ortamlardan beslenen, daha da büyüyen bir kaleci. Arena, Avni Aker maçları hafızlaramızda taze duruyor.

Bu ve bunun gibi efsane performanslarla özellikle son iki senedir inanılmaz güven veren ve kazandığımız her başarıda büyük işlere imza atmış bir adam haline geldi. Takım otobüsü görüntülerinden de anlayacağımız üzere, takım içerisinde de çok seviliyor. Sevginin ötesinde fazla da saygı duyuluyor. İlk yarısına geride girdiğimiz ve kazandığımız bir maçın sonrasında neredeyse herkes Volkan'ın devre arasında yaptığı sert konuşmadan bahsetmişti.

Kötü yanları da var elbet. Ben hala daha karşı karşıya kaldığı pozisyonlarda çok fazla 'küçüldüğünü' düşünüyorum. Kapı gibi adam birden ellerini kollarını çok ufak bir alana yayarak atlıyor. Böyle yediği çok fazla gol var. Ciddi anlamda bunun üzerinde durması gerekiyor. Yan toplarda da bazı eksikleri var ama en çok geliştrdiği noktalardan biri de bu oldu sanırım.

Her şeyin ötesinde, her devrin unutulmayacak ve efsane olacak bir adama ihtiyacı vardır. Nasıl ki büyüklerimiz bize Lefter'i anlattı, nasıl ki babalarımız bize Aykut'u, Rıdvan'ı anlattı. Bizim dönemimizden bize kalan iki adam var. Birisi kaptan, birisi Volkan. Bu yüzden söylediği gibi Fenerbahçe forması altında futbolu bırakmasını istiyorum. Çocuklarımıza O'nun bu garip gelişimini ve nasıl bir Fenerbahçeli olduğunu anlatalım istiyorum. Erdal ile de konuştuk. Eğer Volkan da giderse Alex dışında anlatılacak tek adam Selçuk kalıyor. Eyvallah yüreği yeter ama yürek de bir yere kadar.

Hayatta ne olacağını bilemiyorsunuz. Belki ayrılmak zorunda kalır, belki başka bir şey ama ne olursa olsun şuradaki koşuşunu hep hatırlayacağım, yüreğine sağlık : http://www.youtube.com/watch?v=Tf8rNcjCKqg
--

Blogun artık iyiden iyiye aktif olmaya başlaması gerektiğini düşünüyoruz. Bu yüzden de bazı yazılar yazmaya başladık, yayınladık. Şimdi de daha düzenli bir yazı hayatı için bizce büyük bir adım atıyoruz. Fenerbahçe'nin her oyuncusunu tek tek tanıtmaya karar verdik. İlk önce sadece futbol olarak düşünsek de basketbol kısmına da girebileceğimizi belirtip fazla da umut vermek istemiyoruz. Bunun düzenli olacağı sözünü de daha bir sağlam vermiş olalım, takipte kalın.

2 Ağustos 2012 Perşembe

Fenerbahçe : 1 - Vaslui : 1 | Yanlışlar Aynı



Aylar geçti çubukluyu ciddi şekilde sahada görmeyeli. Benim gibi hazırlık maçlarını sevemeyen adamlar için eziyet aylarının bitmesi demektir ilk resmi maç. Kiminle olduğu, ne olduğu pek önemli değil, Fenerbahçe'ye kavuşacağız sonuçta.

Tabii bir de, geçen seneden kalan hevesin, yıkılan planların başladığı yere gitmek istiyoruz. Şampiyonlar Ligi herkes için güzel bir hayaldir. Müziğini hayal edip mutlu olunabilecek bir ortam, büyük bir sahne. Özellikle Zico'nun yaşattıklarından sonra bizim için içten bir hayal olmuştur hep, güzeldir. O yüzden de daha bir önemliydi maç.

Hazırlık maçlarını sevmesem de izliyorum mecburen. Takım orada da bağırıyordu ''Hazır değilim!'' diye ama bu uyuşukluğu da beklemiyorduk. Maça çok kötü başladık, zaman geçtikçe takım oturacaktır dedik oturmadı. Kadro yapısının iki senedir özel bir sıkıntısı var; kapanan takımlara karşı çözüm üretemiyoruz. Topu gerektiği kadar hızlı çeviremiyoruz, kanatlar gerektiği kadar sağlam bindiremiyor ve gerektiği kadar şut da çekemiyoruz. Yine aynı sıkıntılarla başladı maç.

Şu malum berbat deplasman dönemimizi hatırlatan bir tablo vardı ortada. Maç boyu top bir şekilde ortada dönecek, net pozisyona giremeyeceğiz ve sakat bir gol yiyeceğiz. Oldu da. Benim için atılan son golün pek bir önemi yok. Takım ikinci maçta çıkıp turu istediğini göstermek istiyorsa bu 1-0 gibi bir skorla olmasın zaten.



Topu çevirme ve akıcılık yönünde hala daha sınıf atlayamadığımız aşikar. Bunu sadece bir orta saha transferine bağlamak da çok yanlış olur. Stoch kayıp, Gökhan hala daha o çizgiyi yakalayamıyor ve yakalayamayacak diye de çok korkuyorum. Mehmet Topal'a kızamıyorum. Adam bu. Daha çok savunma yönü için alındı zaten ve topu da gerektiği gibi çevirdi, özellikle ikinci yarıda. Ben Aykut Hoca'nın Mehmet'e daha çok ileri çıkmasını falan söylediğini zannetmiyorum. Sorun yine ve yeniden Cristian'ın akıcı olamayan oyunu. Bir şeyler eksik ama ne bilmiyorum. Cristian sezonun son kısmı ve hazırlık dönemini gerçekten iyi geçiren bir oyuncu. Güveninin yerine geldiği her halinden belli oluyor ama ben orta sahanın özellikle savunma yönünü iyi yaptığına inanmıyorum. Kadıköy'de izlediğim son Galatasaray maçında Melo'nun omzuna basıp aldığı topları gördükten sonra da iyice tatmin oldum. Cristian savurgan bir adam. İkili mücadeleyi pek beceremeyen bir adam. Omzunu koyup, topu alıp takımı ateşleyecek bir adam değil. Aykut Hoca da buna inanmaya başladı ki O'nu daha çok hücuma yönlendirdi. Orada da gerekli akıcılığı her zaman sağlayamıyor. Dün bir kaç pastan sonra çok güzel koşular yaptı. Aldı, verdi takımı oynattı ama uzun süre yine kayıptı. İşte bu devamlılık bizim aradığımız şey zaten. Emre bu işi yapabildiği kadar yapıyordu. O yüzden de orta saha transferi mühim. Bunları söylerken Stoch'un toparlanacağını ve takımın Kuyt'ın oynaması gereken yeri benimseyeceğini umuyorum.

Kuyt'a ayrı bir parantez açmak şart. Adamın paçalarından kalite akıyor. Sahanın her yerinde, en az bir Mehmet Topuz savaşçılığı ile sağ kanatta duruyor ama yeri orası değil. Zaten o da daha çok 'iç forvet' gibi kayıyor ataklarda. Bu pek denemediğimiz bir sistem, en son Deivid bu işi yapmıştı. İşte burada kilit nokta iç forvet değil de Gökhan Gönül. Gökhan beklediğimiz noktaya ulaşırsa eğer, Kuyt çok büyük işler yapar. Fakat dünkü oyunu devam ettirecekse Kuyt ilk yarıda olduğu gibi yine defans ve forvet arasında kalmış adamı oynar. Hem adama, hem izleyeceğimiz güzel takip gollerine ayıp ederiz. Kuyt değerli bir parça, kullanılmalı.



İşin Semih kısmı var bir de. Ne oldu, ne bitti bilinmez ama Semih iki senedir yok. Ciddi anlamda sadece bir maç olsun iyi oynadığını hatırlamıyorum. Sanki yeteneklerini kaybetti. Hoca sürekli bir şans verme çabasında ama olmuyor. Bu kısımda Bienvenu de hakkı olan süreleri alamıyor. Tabii ki hoca takımı çalıştırıyor, tabii ki o bizden daha çok şey gördü ama Semih bu. Artık daha fazlası da olmayacak gibi duruyor. Bu yönden de bir forvet daha lazım, ben pek sıcak bakmıyordum ama artık bu ihtiyacı kabul ediyorum. Sow'a da inanılmaz haksızlık yapılıyor. Adam geldi, takıma alışamadan çıktığı maçlarda Semih ve Bienvenu'nün tüm sezon veremediği her şeyi verdi. Gollerini attı, çalıştı. Şimdi basın tarafından yaratılan sorun var imajının üzerine bir de isteksiz sıfatı yerleştirildi. Adamın tüm idman fotoğraflarında gülmesi de ayrı bir ironi olsa gerek. Sow çok değerli bir adam, bizim taraftarın linç kültürüne kurban gitmez umarım.

Defansımızın 'bence' en sıkıntısız bölge. Egemen ilk maçında pek iyi bir duruş sergileyemese de her türlü oraya koyulup, rahat edilebilecek bir adam. Yapılan aşırı eleştirileri anlamıyorum, sanki adamı ilk kez izliyoruz. Egemen belirli seviyenin üstünde bir defans adamıdır, her türlü iyi transferdir. Dünkü pozisyonda da, O'nun yaptığı hatadan çok Mehmet Topal'ın attığı pas konuşulsun bence. Bu şekilde belki daha iyi yerlere gelebiliriz. Bekir ise gurur kaynağı, emeğin karşılığı. Her gördüğümde mutlu oluyorum. Türk futbolcunun en büyük eksiği olan vücut sorununu da aştı. Resmen çalışmış, formasının kollarından belli oluyor. Kuvveti inanılmaz arttı. Top hakimiyeti zaten gayet iyi. Bekir'in yedek kalacak olması beni üzüyor, o kadar söyleyeyim. Bir de sağ beke mahkum bırakıldığı günlere çok üzülüyorum. Gökhan'dan çok bahsettim, direk olarak Hasan Ali'ye geçmek istiyorum. Beni en çok şaşırtan transfer Hasan Ali oldu. Hazırlık döneminin benim açımdan en iyi ismiydi. Kendine güveni tam, hareketleri yerindeydi. Dün çok fazla o havayı yansıtamamış olsa da ilk maçına veriyorum. Hasan Ali iyi işler yapacak, beklediğimden daha iyi işler hatta.

Volkan ve Alex'ten bahsetmek saçmalık gibi geliyor. Volkan kısmı için artık sadece, ''Futbol hayatının sonuna kadar kal ve yaşayan efsanemiz ol'' diyorum. Her nesile böyle bir adam şart. Alex için ise üzülüyorum. Çocukluk kahramanım Aykut Kocaman ve gençlik kahramanım Alex'in belki de verimli olacakları son yılı. Ve o yılın ilk maçını dün oynadık. Bir çeyrek final veya bir şampiyonluk kupası daha görmek istiyorum bu adamla. Eğer mümkünse.



Sonuç olarak takım iyi değildi. İyi olacak mı? Bence olacak. Transferler geç kaldı mı? Şüphesiz. Başlığı atmamın sebebi de bu zaten. Transfer konusunda Aykut Hoca geldiğinden beri harika işler yapıyoruz, kabul. Ama bu kadar geç kalmak olmaz, olmamalı. Takım çalışırken beraber çalışmalı. Takım 'takım' olabilmek için bunlara muhtaç. Bu konu artık hangi sene geldiğinde çözüme kavuşur bilmiyorum ama gerçekten can sıkıyor.

Tabii işin teferruat kısmı bunlar. Fenerbahçe'yi çok özlemişiz. Dün sinirli sinirli ikinci maçın tarihine bakarken fark ettim. Bizim, en azından inananların Kocaman umutları olmalı. Yanlışlar var, yanlışlar olacak ama iyiyiz. İki senede aldığımız yol iyi, gidilen yer iyi. Güzel şeyler göreceğiz, inanıyorum.

--

Yazıdan bağımsız, ek olarak : Benim yazdığım maç yazıları böyle olacak. Dakika dakika pozisyonları bekliyorsanız sizi herhangi bir spor sitesine alalım sevgili okur. Ben işin içine girmeyi seviyorum, Erdal ne yapar bilmiyorum.
Related Posts with Thumbnails